SORUMLULUK DUYGUSU GELİŞMİŞ BİR AYDIN: ASIM BEZİRCİ*
Bugün burada yalnızca dört dörtlük bir edebiyat adamını
değil, aynı zamanda ve öncelikle sorumluluk duygusu da iyice gelişmiş katıksız
sosyalist bir aydını konuşacağız.
(…) Parasız yatılı okuduğu Erzurum Lisesini pekiyi dereceyle
bitirip İstanbul’a üniversite öğrenimi görmeye gider. Nice umutlarla geldiği
İstanbul’da edebiyatın kaynağı burasıdır diye edebiyat fakültesine yazılır.
Karşılaştığı uygulamalar, tanık olduğu çelişkiler bu duygulu ve erken uyanmış
insanı çıldırtır adeta. Bozguna uğradığını, Türkolojiyi bırakıp başka bir
bölüme geçmeyi bile istediğini anlatır daha sonra. Ama gerçekleştirmez. Bir yıl
okumuştur ve bu bir yılına kıyamamaktadır. Çok güç koşullarda sürdürmektedir
öğrenimini. İstimlak bekçisi olan dayısının yanında kalmakta ve Kızılay
aşocağında karnını doyurmaktadır; pek çok akranı gibi… Yazları Unkapanı’nda,
köprü başında soğuk su ve limonata satmaktadır. Üniversitenin ikinci yılından
itibaren yavaş yavaş sol düşüncelerle tanışmaya başlar. Bu dönemde bulabildiği
sol dergi ve kitapları yutarcasına okur; Bunlar Bezirci’nin ufkunda yeni bir
pencere açılması demektir aynı zamanda. Lisede okuduğu pek çok edebi kitap ve
yaşadığı duygusal ortam nedeniyle şiirler yazmış, hatta bir öyküsü lisedeyken,
Erzurum’da yerel bir gazetede yayınlanmıştır. (…)
Üniversite öğrenciliğinde ve hemen sonrasında sol politik
düşüncelere duyduğu eğilim ve bununla yetinmeyerek katıldığı örgüt üyeliği,
yıllar süren soruşturmalar, tutuklamalar ve yargılanmalar getirmiştir
Bezirci’nin hayatına. Böylelikle hayal ettiği öğretmenlik mesleğine değil de,
hiç bilmediği, bilince de hiç sevmediği muhasebecilik alanında yirmi sekiz
yılını harcamıştır.
Bekçi dayısının evinde kalan, Kızılay aşocağında karnını
doyuran, köprü başında soğuk su ve limonata satan ve sosyalist düşünceye ilgi
duyan Asım Bezirci, yaşamında bir devrim daha yapıyor, kendi kendine Fransızca
öğrenmeye kalkıyor… Edebiyatımızda böyle bir gelenek vardır. Hemen birkaç isim
sayalım. Peyami Sefa’dan Cemal Süreya’ya dek pek çok edebiyatçımız, koleje,
yurtdışına gitmeden, kendi kendilerine yabancı dili, özellikle de Fransızca’yı
öğrenmişlerdir. Öğrenmekle kalmamış, oturup öğrendikleri bu dilden Türkçe’ye
çeviriler yapmışlardır. (…) Asım Bezirci pek çok kuramsal kitap yazmış ve
çevirmiştir. Bunların yanında, son yüzyıllık edebiyatımızın hemen bütün
köşetaşı değerleri için birer kitap hazırlayarak, geçmişini bilen, onunla
övünen, elbette onlardan farklı ve ileri düşünüp üretecek kuşağa bir arşiv
armağan etmiştir.
Sorumluluk duygusunun nice önemli olduğunu boşuna
söylemedik. Bakın edebiyat ve eleştiri anlayışını nasıl açıklıyor Bezirci:
“…Bağlandığım bilimsel sosyalist dünya görüşü, eleştirinin de aynı bilimsel
temele oturtulmasını gerektiriyordu.”
(…) “Benim bağlandığım eleştiride ise yaratıcılık şurada
olmalıdır: Sanat eserlerini iyi kavramak, doğru çözümlemek, gerçeğe uygun
olarak yargılayabilmek için yaratıcı olmak.
Bu da yeni yöntemler bulma, yeni ölçütler koyma, yeni
yorumlar getirme yolunda yaratıcılık olmalıdır. Çünkü eleştirmenin kendisinin
bir sanat eseri yaratmaya kalkışması, önündeki sanat eserini bahane ederek,
ondan kalkarak kendisinin yaratıcılığa özenmesini doğru bulmuyorum.” Asım
Bezirci bu düşüncesini şöyle açıklıyor: “Gerçi eleştirmen, yargısını verdiğinde
iş olup bitmiştir, eser yayınlanmıştır, ama yazarı ondan sonraki ürünlerini
verirken sözkonusu eleştiriden yararlanabilir. Ayrıca öbür yazarlar da bu
eleştiriden yararlanabilirler. Kendi eserlerini yaratırken o eleştirinin
getirdiği verilerden yola çıkabilirler.” Asım Bezirci eleştiride varmak
istediği amacı şöyle açıklıyor: Türkiye’nin toplumsal, kültürel koşullarına
uygun bir sosyalist edebiyat kuramı oluşturmak… Ayrıca kitlelerle bütünleşmek,
onların bilinçlenme sürecini hızlandırmak için neler yapmamız gerektiğini
ortaya çıkarmak.”
Asım Bezirci ile 1960’larda tanıştık. (Bu tanışma sanırım
değerli ozanımız Hasan Hüseyin’le birlikte olmuştu…) Az görüşsek de birbirimizi
sevdik, güvendik ve bağlandık. Daha iki yıl olmadı, onunla bir konuda telefonla
konuşmuştum. 1930’lu yılların ünlü yazarlarından, pek çok toplumsal içerikli
kitaba imzasını atmış Nezihe Muhittin’le ilgili kaynak arıyordum. Yurtdışında
yaşayan bir dostuma gerekiyordu. Birkaç gün sonra Bezirci, sağladığı bilgileri
bana göndermişti.
Bu çalışkan ve değerli dostumuz, bir söyleşide kendisinden
söz ederken yine sözü getirip eleştiriye bağlıyor: “Ben bir halk çocuğuyum.
Hiçbir şeyi kolaylıkla elde edemedim. Her şeyi arayarak, uğraşarak elde ettim.
Ve bağlandığım dünya görüşü nedeniyle bir sürü acıya katlandım. Bu iki yaşantı
bende şu eylem biçimini yarattı: Sürekli olarak çalışmak, direnmek, aramak ve
yılmamak… Öyle sanıyorum ki, yalnızca yaşamanın değil, eleştirmenin de genel
bir davranış yolu olabilir bu.”
Çok yıllar önce Bezirci’nin yazdığı bir şiiinin son
dörtlüğünü okumak istiyorum:
…
“Anasız taylar gibi yalnızım
Yorgunum uykusuzum susuzum
Bir acı alev sanki akan
Kan yerine damarlarımdan”
Barış, kardeşlik, özgürlük, adalet… Asım Bezirci’nin cümle
özlemi bu sözcüklerde ışımaktadır.
Erzincan’ın yoksul bir mahallesinde toprak damlı tek göz bir
evde Refika hanımla demiryolu işçisi Hamdi bey’den 1927 yılının “kiraz ayı”nda
doğdu Asım Bezirci… İki Temmuz 1993’te, doğduğu kente yakın Sivas’ta, nice
canlarla birlikte katledildiğinde 66 yaşındaydı ve 70 kitapta imzası vardı…
Doğru, dosdoğru yaşama serüveni özenilecek sorumluluk duygusu pek çok
örneklerle doluydu.
REMZİ İNANÇ
*68LİLER BİRLİĞİ VAKFI’NIN 26 NİSAN 1994’TE ANKARA SANAT
TİYATROSU (AST) SALONUNDA DÜZENLEDİĞİ “ASIM BEZİRCİ’Yİ ANMA TOPLANTISI’NDA
REMZİ İNANÇ TARAFINDAN YAPILAN KONUŞMANIN GENİŞ BİR ÖZETİDİR.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder