Köy Enstitülerinde Sovyet etkisi
Daha sonra Köy Enstitüleri gerçeğiyle karşılaşınca, bizim
de en azından beş on “Yaşam Yolu” kitabımız olduğunu gördüm. Talip
Apaydın’ın “Köy Enstitülü Yıllar”, Yusuf Ziya Bahadınlı’nın “Öyle Bir
Aşk”, Fakir Baykurt’un “Köy Enstitülü Delikanlı” ve Osman Bolulu’nun
“Köy Enstitülülerden Biri” bunlardan yalnızca benim okuyabildiklerimdir.
Birçok Köy Enstitülünün yoksul köy koşullarını aşarak bilgiyle
kucaklaşmasının destanını anlatan kitapları vardır.
İlk başlarda, Sosyalist bir düzenin poli-teknik eğitiminin
bir örneği ve Makarenko’nun eğitimci dehasının ürünü olarak gördüğüm ve
hayran olduğum “Gorki Topluluğu”yla yarışacak ve bazı yanlarıyla onu
aşacak bir eğitim deneyimiyle karşılaştığımı anlamam uzun sürdü. Köy
Enstitüleri kapitalist düzen içinde kurulmuş olmalarıyla daha baştan
binbir engelle yola çıkmışlardı. Ancak ülke bütününe yayılmış, hızlı,
planlı ve enerjik yapılarıyla, “Yaşam Yolu”nda yansıdığı kadarıyla tekil
bir örnek olarak kalan “Gorki Topluluğu”nu bazı yönlerden aşıyorlardı.
Gönen Köy Enstitüsü’nde okumuş yazar Sami Gürel’in bana
anlattıklarına göre, Makarenko’nun okuluyla Köy Enstitüleri arasında
somut bir esinlenme bağı da vardır. Sami Gürel’e göre, Sovyetler
Birliği’ne bir inceleme gezisi yapan, aralarında Nafi Atuf Kansu’nun da
bulunduğu birkaç yüksek bürokrat “Gorki Topluluğu”nu da ziyaret ederek
bilgi almışlardır. Daha sonra Köy Enstitüleri kurulurken bu inceleme
gezisinin verilerinden de yararlanmışlardır. Köy Enstitülerinin kurucusu
İsmail Hakkı Tonguç, Nafi Atuf Kansu ile bacanaktı, Ankara’ya gelip
Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmaya başlamasında Kansu’nun etkisi
vardı.
Çok sayıda anı kitabının, yeni bilgi ve belgelerin
ışığında yeni araştırmaların yapılması Sovyet eğitimi ile Enstitüler
arasındaki bağların varlığını veya yokluğunu ortaya çıkaracak, Köy
Enstitüsü gerçeğinin tarihsel ve toplumsal niteliklerini daha iyi
anlamamızı sağlayacaktır.
Kommer’in arabasını yakanlarla öğretmeni
Köy Enstitüleri, kısa ömrüne ve iktidar çevrelerinin engel
ve kösteklerine rağmen olağanüstü verimli bir deneyim olmuştur. Ülke
eğitiminin dönüşümünü sağlayamasa da 1960’ların sol aydınlanmasını
başlatacak öğretmenleri yetiştirmiştir. Öğretmen örgütlenmesi ve
mücadelesinin öncüleri Köy Enstitülerinden yetişenler olmuştur. Eğitimi
çocuğun kişilikli, düşünmeyi içselleştirmiş, eleştirel bakan insanlara
dönüştürülmesi olarak gören öğretmenler kuşağının öğrencileri, 60’ların
ve 70’lerin sol rüzgârını estirmişlerdir.
Osman Bolulu’nun anılarında bazı ipuçları buluyoruz.
“İnsanlığın Solmaz Gülleri”nde ODTÜ’de ABD büyükelçisinin arabası yakılırken, Osman Bolulu’nun da orda olduğunu okuyoruz.
“Sözüm ona hibesiyle yardımıyla içimize sokulup damar
altından, Mustafa Kemal yörüngesinden saptırma enjeksiyonuna girişmiş
bir ülkenin büyükelçisi, dominyon valisi gibi davranmış. Gençler, onun
arabasını yakıyorlar. Aralarında buluyorum kendimi. Polis, cop
baskınlaşıyor. Ara sokaklara dağılıyoruz. Nefesim daraldı. Kuytuya
sığınıp, arkayı kollayacağım.
-Hocayı bırakmayalım, diye bir ses.
Üç dört delikanlı, dört okka edip beni bir kapıdan içeriye
taşıyor. Ancak seçiyorum yüzlerini. İkisi eski öğrencim.” 68 Kuşağı ve
daha sonrakilerin eğitim gördüğü okullarda Köy Enstitülü öğretmenler de
vardı. Sosyoekonomik etkenlerle birlikte Köy Enstitülü öğretmenlerin
düşünen, eleştiren, boyuneğmeyen gençler yetiştirmesinin bu kuşakların
bilinçlenmesinde önemli katkısı vardır.
Öğretmenliğe edebiyat katkısı
Köy Enstitülü öğretmenler bu insanı yalnızca okulda
yetiştirmekle kalmadılar. Mahmut Makal’ın bir deprem etkisi yaratan
“Bizim Köy”ü ile başlayarak edebiyata girdiler ve kitaplarıyla okuryazar
kitlenin öğretmenliğini de üstlendiler. 1950’lerde ilk ürünlerini veren
bu edebiyat köy gerçeğinden başlayarak ve bütün bölgeleriyle Türkiye
insanının bilinmeyenlerini ortaya çıkardı. Köy Enstitülerinin kurucusu
Hasan Âli Yücel’in deyişiyle, “edebiyata kendi giren köylü”ler,
edebiyatın birkaç büyük şehirle sınırlı coğrafyasını da genişletiyor,
ülkenin değişik bölgelerinin, köy ve kasabalarının sesini
duyuruyorlardı. En çok etkilendikleri yazarlardan birinin, Sabahattin
Ali’nin “Ses” öyküsünde, yadırgı bir çevrede, konservatuar sınavında bir
türlü kendi sesini bulamayan köylünün yenik öyküsünü yeniden yazmaya
girişiyorlardı da denebilir. Bu kez birbirinin sesinden güç alarak,
giderek korolaşarak yoksul insanın sesini edebiyatta yükseltiyorlardı.
Osman Bolulu’nun öğretmenlik anılarında beni
heyecanlandıran yanlardan biri de, Makarenko’nun “Yaşam Yolu” ile
benzerlikleridir. Burada bir sürekli topluluğun gelişim romanı yoktur
ama bir öğretmenin nereye giderse gitsin, her yerde çocuğa, insana,
topluma sevgiyle ve diyalektik bir bilinçle yaklaşımı vardır.
“İnsanlığın Solmaz Gülleri”, doğayı aşan solmayan gülleriyle, insanın
düşünsel ve duygusal boyutunu, emek ve eğitimle yaratılan güzelliğini
gösterir. Osman Bolulu öğrencileri nasıl eğitip dönüştürdüğünü, zaman
içindeki sonuçlarıyla anlatır. Bu kitapta öğretmenlik mesleğinin
araştırıcı ve eleştirel bir gözle temel bazı nitelikleri ortaya
çıkarılır. Bolulu’nun uzun bir deneyimle süzülmüş öğretmenlik üzerine
tezleri de diyebiliriz.
Dağları düz edecek gizilgüç
İnsani bir toplum, bütünleşmiş bir ulus olmanın tabanında
insanca bir eğitimin yaratıcılığı vardır. Şöyle diyor Bolulu: “İnsana,
kendisini ve dünyasını tanıtarak, insan gibi eğitirseniz yurdunu da
sever, barışı da bilir, evrensel insanlık değerlerini de kavrar. İşte
bunun içindir eğitim.”
İşte bunun içindir ki, bir öğretmen, Osman Bolulu eğitilmiş insanın dağları yassıltacağı günlerin şiirini yazar:
Gök gözlü çiçeğe vurmuş dağlar
Dibinde ezinçlerim koyaklar
Acılarımla geçmişim sizi
Benden aldınız iri gövdenizi
Yüreğimde kulaç atan
O güneş bakışlı çocuklar
Yassıltacak sizi, hey koca dağlar
Böbürlenmeyin, o kadar.
Rennan Hocanın hapishaneye konduğu Foça’dayız
29-30 Kasım 2014’te Foça’dayız; “Köy Enstitülerinden Doğan
Edebiyat”ı ele almak, incelemek ve tartışmak için düzenlediğimiz
bilimsel çalıştayda. Tarihin ironisine bakın ki, iki gün önce bir büyük
öğretmenimizi Prof. Dr. Rennan Pekünlü’yü, “insana kendisini ve dünyayı
kavratmak” yolunda çırpındığı için engizisyon mahkemelerinde yargılayıp
hapse koydukları yerde, Foça’da, yaşamın içinde doğan ve kültüre etkide
bulunan bir özgürleşme deneyimini, Köy Enstitülerinin yarattığı
edebiyatı konuşmak için buluşuyoruz. Sömürüyle böbürlenen bütün dağları
yassıltacak, insanlığın kapatıldığı bütün hapishaneleri yıkacak güneş
bakışlı çocukları yüreğinde taşıyan o edebiyatı hatırlamak ve
hatırlatmak için. Yolu yakınları bekleriz.
“Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat” çalıştayı 29-30 Kasım 2014’te Foça’da yapılacak
“Köy Enstitülerinden doğan edebiyat”, Foça’da düzenlenen
bilimsel çalıştayda ele alınıyor. Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı
Tonguç’la birlikte üç kurucusundan biri olan Ferit Oğuz Bayır’a 115.
Doğum yıldönümünde “Armağan” olarak düzenlenen çalıştayda, 1940-1954
arasında 15 yıl eğitim veren ve öğrencileri arasından 1950’lerden
sonraki Türk edebiyatına damgasını vuran yazarların çıktığı Köy
Enstitülerinin Türkiye kültürüne edebi katkıları gündeme getirilecek.
29-30 Kasım Cumartesi Pazar günü Foça Belediyesi Reha Midilli Kültür
Merkezi’nde düzenlenecek, Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi
Geliştirme Derneği-KAVEG, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı ve Foça
Belediyesinin ortaklaşa düzenlediği çalıştayın açılış konuşmasını
gazeteci, Silivri mahpusu, CHP Milletvekili Mustafa Balbay yapacak.
KAVEG başkanı Prof. Dr. Güler Yalçın ile Köy Enstitüleri ve Çağdaş
Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı’nın sunuş konuşmalarının ardından
Mutahhar Aksarı Ferit Oğuz Bayır’ın Köy Enstitülerinin kuruluşundaki
katkılarını ve eğitim çalışmalarını anlatacak.
Açılışın ardından, köy gerçeğinin mektup, hikâye, roman ve
anı biçiminde edebiyata sokularak, ülke gündemine getirilmesinde büyük
katkısı olan Köy Enstitülerinden yetişmiş yazarların gerçekçilik
anlayışlarının ve edebiyata katkılarının ele alınacağı oturumlar
yapılacak. 29 Kasım Cumartesi günü saat 13.00’de başlayacak ilk oturumda
Adnan BİNYAZAR’ı Doç. Dr. Aynur SOYDAN, Abbas CILGA’yı Doç. Dr. Sevgi
Uçan ÇUBUKÇU, Mehmet BAŞARAN’ı Berrin TAŞ, Dursun AKÇAM ile Ümit
KAFTANCIOĞLU’nu Metin TURAN, Fakir BAYKURT’u Erdal ATICI ile Hidayet
KARAKUŞ inceleyecekler.
Çalıştayın 30 Kasım Pazar günü saat 09.00’da başlayacak
Sabah Oturumunda Talip APAYDIN’ı Atilla KÜÇÜKKAYIKÇI, Hasan KIYAFET’i
Özge ÇELİK, Mahmut MAKAL’ı Cengiz GÜNDOĞDU, Sami GÜREL’i Mehmet AKKAYA
değerlendirecekler.
Bu oturumun sonunda şair-tiyatrocu Ali Ziya ÖĞÜTCEN ve
arkadaşlarının hazırlayıp sunduğu, Köy Enstitülü yazarların şiir ve
yazılarından oluşturulmuş bir Okuma Tiyatrosu gösterisi sunulacak.
30 Kasım Pazar günü saat 13.00’te başlayacak Öğle
Oturumunda ise Ali YÜCE’yi Veysel ÇOLAK, Osman ŞAHİN’i Ahmet YILDIZ,
Yusuf Ziya BAHADINLI’yı Müslüm KABADAYI, Osman BOLULU’yu B. Sadık
ALBAYRAK tartışacaklar.
Köy Enstitülerinin eğitimde olduğu gibi edebiyatta da
büyük bir çığır açtığını belirten KAVEG Başkanı Prof. Dr. Güler Yalçın,
enstitülerden yetişen yazarların edebi yaratı ve katkılarının ilk kez bu
kadar kapsamlı bir çalıştayla ele alınıp değerlendirildiğini ve
tartışmaya açıldığını belirtti. Bu nedenle bu çalıştayda sunulan
bildirilerin kitabını da yayımlayacaklarını, Köy Enstitülerinin eğitimde
yaptıkları devrimin bir benzerini edebiyatta da yaptıklarını vurgulayan
Yalçın günümüzde ülkenin temel sorunlarından çıkışın her alanda Köy
Enstitüsü yaratıcılığı ve yönteminin uygulanmasıyla olacağını
savunduklarını söyledi.
Köy Enstitülerinden Geçen Yaşam Yolu/B. Sadık Albayrak
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder