KERAMETİ
İKTİDARDAN MENKUL LİBERALLERDE AKIL FİKİR ARAYANLAR/Taylan Kara
Bir bilinç hastalığı: kerametbulmaoyunu...
Her şeyde “keramet” bulmak, popüler bir
solcu hastalığıdır. Yeterince karıştırılırsa her şeyde “keramet”
bulabilirsiniz.
“Adam”(1), yıllarca
iktidara övgüler düzer, iktidar partisinin gençlik kollarında ders verir;
sen onda “keramet” bulursun.
“Adam”, sultan
kahvaltılarında reçellik yapar, sen onda hala “keramet”
bulursun.
“Adam” Metin
Lokumcu’ya ergenekoncu imasında bulunur, M.Lokumcu’nun çevresindekilere darbeci
der (2); sen onda “keramet” bulursun.
“Adam” en şiddetli
saldırılarda iktidarın gönüllü PR malzemesi olur, “akil adam”
olarak halka iktidarı parlatır, sen onda “keramet”
bulursun.
“Adam” iktidarla
girebildiği her türlü ilişkinin içindedir; iktidarın kanallarında dolarla maaş
alıp program yapmakta, her gün iktidar borazanı kanallarda izleyicilere “evrenin
sırları”nı anlatmakta, iktidarın “sol” yandaşı olarak
ideoloji üretmektedir. Sen, böyle bir “ifrazat”ı bile karıştırıp “keramet”
buluyorsun.
“Adam”, dünyanın en
alçak mezhep savaşının arefesinde, “yargıdaki Alevi vesayeti”nden
söz etmişti (3). Şimdilerde tu kaka ilan edilse de zamanında, hayvanat
bahçesine seçilecek hayvanların bile malum bir gruptan olması için neredeyse
mülakatla alındığı bir dönemde, bir devletin bütün organlarının kılcallarına
kadar tek bir cemaate kapalı gişe sunulduğu bir zaman diliminde, “keramet
bulunan adam”ın aklına Türkiye’de cemaat diye gele gele Alevi cemaati
gelmekteydi. Sen bunda bile “keramet” bulabildin.
Ne denebilir ki sana? Bulduğun şeyin “keramet”
olmadığını nasıl anlatmalı?
“Adam”, 15 yıl sivil
toplum-vesayet edebiyatı yapmış ve sonunda ulaştığı nokta hükümet destekçiliği
olmuştu. Sen onda “keramet” bulmuştun.
Avrupa’da 40 yıl önce yenmiş, yutulmuş, bitmiş düşüncelerle
geviş getiren bu “fikir acentaları”na yıllarca büyük düşünür
muamelesi yaptın. Yıllarca kendi yayın organlarını sonuna kadar bu “geviş
getirici”lere açtın. Taşrada birçok destekçin için adeta bir var olma
sembolü olan gazetelerini bu “gevişken”lere açtın, sayfalarını
bu kusmuklarla yıkadın, okurlarının bilincine bu kusmukları pompaladın. Bizzat
senin yayın organlarının sayfalarında sana ve değerlerine küfretmelerine izin
verdin.
Yıllardır “keramet” arıyorsun, yüzlercesini
buldun da.
Romanlarında, senin “kavgamızda yaşıyor” ya
da “ölümsüzdür” diye her yıl andığın kahramanlarının aslında
birer psikopat, seks manyağı kişiler olduğunu yazan küfür romancısı, yıllardır
senin başucu yazarındı. Öğlen mezarı başında anıp “ölümsüzdür”
diye slogan attığın yoldaşının, zavallı bir korkak olduğunu öğrendin o “demokrat”
yazarın başucundaki romanından. İdam sehpasında kendi taburesini tekmeleyen
kahramanlarının, bu küfür romanlarında aslında korkudan altına işediğini
okurken hiç utanmadın. Bu aşağılık yalanlar, bu iğrenç küfür romanları seni hiç
rahatsız etmedi. Çünkü sen “keramet avcılığı” yapmaktaydın.
Bütün değerlerini aşağılayan, bütün kahramanlarına hakaret eden küfür
romanlarını “başyapıt! başyapıt!” diye göklere çıkardın.
Adam bildiğin bir arabesk şarkıcısıydı. Çok dinlenmekte,
kasetleri çok satmaktaydı. Açıktır ki bu durum senin için bir nitelik belirtisi
olamaz. Adam, “sevelim, sevilelim”, “dünya hepimizin”
diye iki suya tirit cümle söylediğinde, sen hemen kendi derginin kapağına koyup
adama Marx muamelesi yaptın. Sayısız kez senin dergilerine kapak oldu,
gazetelerinde söyleşi yaptın, sıradan şarkılarındaki derin “keramet”ler
üzerine zorlama yazılar yazdın. Bulduğun şeyin “keramet”
olmadığını anlaman için iktidarın kahvaltısında muktedirle el ele, göz göze mi
görmen gerekiyordu? Yanılan o arabesk şarkıcısı değil sendin, sensin, hep
sensin.
Yanılgın hep bu “keramet arayışı” içinde
olmandan kaynaklanmaktaydı.
Yazar, Orhan Kemal’in sanat anlayışıyla taban tabana zıt bir
yerdedir. Her fırsatta toplumcu gerçekliği aşağılamakta, toplumcu gerçekçiliğin
karşıtı olduğunu hiç mi hiç saklamamaktadır. G. Lukacs için, “Macar
köylüsünü başımıza estet diye çıkardılar” ifadesini kullanan, Orhan
Kemal ile taban tabana zıt bir yazarın Orhan Kemal’in sanat anlayışına tamamen
zıt romanında bile “keramet” bulup bu romana Orhan Kemal ödülü verdin. Bu
kitabın, “Gezide ölenlere ithaf edildiğini görmek”, “keramet”
bulman için yeterliydi belki.
Piyasa edebiyatının aparatı sıradan yazarların roman diye çıkardığı
beşinci sınıf gülünç kitapları yıllarca “başyapıt” diye
okurlarına pompaladın, onlara ödüller verdin. “Keramet ihtiyacı”nı
yıllarca bu “büyük muhalif”! edebiyatçılardan karşıladın. On
yıllarını hapiste geçiren sayısız yazarın, hiçbir hükmü olmadan yıllarca
hapiste kalan sayısız insanın gık demeden hapis yattığı bir ülkede, bu piyasa
yazarları ödenmemiş çek nedeniyle bile mahkemeye düştüğünde, bu durumu onların “muhalif”liğinin
bedeli olarak yorumladın; bunu düşünce suçu olarak yansıttın ve böylece gerçekten
bedel ödeyen onlarca-yüzlerce insana hakaret ettin. Gerçekten bedel ödemekte
olan yazarlar için tek satır bile yazmamışken bu sahte muhaliflerin
öksürmelerini bile manşetten verdin. Yeni kitabının çok satması amacıyla
planlanmış suya tirit demeçleri, her an çark edilebilecek elastik sözleri,
hesap kitap yapılarak söylenmiş sevimli “muhalif” sözleri, “ünlü
yazardan hükümete sert eleştiri” diye yazdın. Avrupa fonlarıyla
yazılmış akmaz kokmaz yazılarını, okurlarına “muhalefet
manifestosu” ya da “ünlü yazar iktidara rest çekti”
diye sundun.
Bunların birer vasat edebiyatı üreteçleri, toplumu
aptallaştıran ve estetik beğenilere tecavüz eden berbat yazarlar olduğu anlaman
için 30 yıl geçmesi mi gerekiyordu?
Bu yazı uzatılabilir, “keramet arayışı”nın
yüzlerce örneği isim isim, olgu olgu verilebilir, onlarca sayfa daha
yazılabilir.
Ancak şimdi anlayabildin.
Acaba anlayabildin mi?
Yıl oldu 2016... Şimdi bile bunca şey olmuşken, 2016 yılında,
“AKP otoriterleşiyor mu?” başlıklı bir yazı yazdığında, “helal
olsun adama/kadına” diyerek “keramet bulmak” için eşelemeye devam
ediyorsun.
Bulduklarının “keramet” olmadığını anlaman
için bu kişilerin illa ki iktidarın danışmanı mı olması gerekiyordu?
Bulduklarının “keramet” olmadığını anlaman
için illa iktidarın bakanı mı olması gerekiyordu?
Bu “keramet” bulma arayışı ile karıştırdıkça
ortalığa yaydığın dayanılmaz kokunun sorumlususun.
Artık “keramet” aramaktan vazgeçmedikçe bu dayanılmaz kokuda
senin de payın olmaya devam edecek. Nesneleri ve kavramları adlarıyla çağırmayı
öğrenmedikçe, bu katlanılmaz kötülük iklimi ağırlaşarak bilinçlerimiz üzerinde
tepinmeye devam edecek. Ne dersin? Artık bu “kerametbulmaoyunu”na
son verme zamanı gelmedi mi?
----------------------
1. Adam: Burada kullanılan “adam” sözcüğü, sözlük
anlamıyla değil, Murat Belge’nin linkteki yazısında Metin Lokumcu hakkında
kullandığı anlamıyla kullanılmıştır.
http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/murat-belge/potsdam-dan/16445/
2. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/bu-hukumetten-beklentim-kalmadi-artik-1054992/
3.
http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/murat-belge/cemaat-ve-yargi/8855/
Acaba anlayabildin mi?
1. Adam: Burada kullanılan “adam” sözcüğü, sözlük anlamıyla değil, Murat Belge’nin linkteki yazısında Metin Lokumcu hakkında kullandığı anlamıyla kullanılmıştır.
http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/murat-belge/potsdam-dan/16445/
2. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi-basaran/bu-hukumetten-beklentim-kalmadi-artik-1054992/
3. http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/murat-belge/cemaat-ve-yargi/8855/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder